Zİyaretçİ Bİlgİsİ

02790499
Bugün
Dün
Bu Hafta
Bu Ay
272
703
3402
13316

İslam Tarihi Diğer Kaynakları

SA: Hocam öncelikle kıymetli vaktinizden bizlere vakit ayırdığınız için yürekten teşekkür ediyoruz. Müsaadenizle ilk sorumuzu soruyoruz:Hz. Peygamber’in hayatında sizi en çok etkileyen sahneden bahsedebilir misiniz?

 

Prof. Dr. Adnan DEMİRCAN:Ben teşekkür ederim. Yüce Rabbimden bu hayırlı çalışmanızın Hz. Peygamber’i (s) ve İslam’ı anlamamıza vesile olmasını niyaz ediyorum.

 

Hz. Peygamber’in hayatının birçok sahnesi etkileyicidir. Gerçekten tercihte bulunmam zor. Allah Resûlü’nü (s), bir beşer olarak düşündüğünüzde mücadelesinin ve çabasının önemi ve büyüklüğü daha da ortaya çıkıyor. Nübüvvet öncesi yaşadığı hayat, babasını hiç görememiş olması, sonra daha altı yaşındayken Medine ile Mekke arasında, annesini kaybetmesi… Acaba küçücük bir çocuğun dünyasında nasıl bir etki bırakmıştır bu olay?

 

Nübüvvet sonrası için söylemek gerekirse, Hz. Peygamber’in yakînî imanı, ilahî mesaja olan bağlılığı, emir ve nehiylere uymadaki çabası ve hassasiyeti, herhangi bir ortalama Müslümandan farklı olmayan, hatta çoğu zaman onlardan daha sade olan hayatı, insanlara yönelik sevgisi, merhameti, adaleti, tevazuu ve çevresindeki insanlarla ilişkileri hakikaten etkileyici.

 

Ama illa bir olay zikretmemi isterseniz Taif dönüşü, karşılaştığı karamsar tabloya rağmen sükûnet kokan duası etkileyicidir. Bir de vefat sahnesi de etkilendiğim olaylardan biridir. “Refik-i aʻlâ’ya” diyerek ruhunu teslim etmesi, o sırada Medine dışında olan Hz. Ebû Bekir’in gelir gelmez, vefat ettiği odaya girerek alnından öpmesi ve “Anam babam sana feda olsun! Sağken de ölüyken de güzelsin! Vallahi, kesinlikle Allah sana iki ölümü tattırmayacaktır. Sana yazılan birinci ölümü tattın.” demesi. Gösterdiği metanet de etkileyici sahnelerden biri. Bugün Allah Resûlü’nün (s) aramızda dolaştığına, hatta tasarruf ettiğine dair yaklaşımlarla karşılaştırdığımızda ne kadar insanî ve İslâmî bir duruş!

 

Hz. Peygamber’in (s), kendisini düşman olarak görüp birçok sıkıntıyla karşı karşıya kalmasına sebep olan insanlara karşı yapıcı tutumu, kişisel intikam almamaya özen göstermesi de zikre değer, örnek alınması gerek bir tavırdır. Bunları söylediğimizde çoğu zaman anlatılanları kendisi açısından uygun görmeyen dindar kardeşlerimizin dahi, “Ama ben Peygamber değilim!” şeklindeki sorunlu yaklaşımına karşılık, Hz. Peygamber’in bütün bunları bir mümin, bir Müslüman ve bir beşer olarak başardığını söylemek gerekir.

 

SA: Hz. Peygamber’i bugünün insanına, toplumuna, dünyasına anlatmak için sizce neler yapılması gerekir? Veya şöyle sorayım; neden O’nun ümmeti bu halde?

 

DEMİRCAN:Hz. Peygamber’in hayatı ile Kur’an-ı Kerim arasında doğrudan bir bağ var. Hz. Âişe’nin de dediği gibi onun yaşantısı ve ahlakı Kur’an idi. Herhalde Hz. Peygamber’i iyi anlamanın ve anlatmanın en isabetli yolu, öncelikle Kur’an’ı sağlıklı bir şekilde anlamak ve onu ilahî iradenin bizden istediği şekilde hayatına geçiren Allah Elçisi’nin (s) hayatını öğrenip onun ahlak ve davranışlarını davranışlarımızla ihya etmektir. Hz. Peygamber’i (s) en iyi anlatmanın yolu, onun yolundan yürümektir. Bugün Müslümanların onda biri Hz. Peygamber’in yaşantısını Kur’anî bir perspektifle kendilerine şiar edinirlerse, İslam dünyasında ve dünyada çok şeyin değiştiğini göreceğiz. Allah Resûlü’nün (s) hayatını davranışlarımıza yansıtarak, bir başka ifadeyle hayatlarımızı Allah Resûlü’nün hayatı haline getirerek onu en etkili şekilde anlatabiliriz. Bununla asla şekle boğulmayı kastetmiyorum. Elle yemek yemeyi, ya da dönemin kıyafeti gibi şeklî benzeşmeyi öne çıkarıp ahlakıyla ahlaklanmayı geri plan iten, muamelatında onu örnek almayı önemsemeyen bir yaklaşımın, Hz. Peygamber tasavvuruna olumsuz etkisi olduğunu düşünüyorum.

 

Fiilî anlatmanın dışında modern dünyanın getirdiği ve gerektirdiği imkânları kullanmak da önemlidir. Müslümanların Hz. Peygamber’i insanlara rol model olarak anlatmaları için günümüz iletişim imkânları ve sanatları kullanılmalıdır.

 

Ümmetin içinde bulunduğu hazin durum, bütün akıl sahiplerini üzer. Dünyaya yön verebilecek ve yeryüzünü ıslah edebilecek bir kaynağa, ilahî mesaja sahip olan Müslümanların içinde bulundukları dağınıklık ve perişanlık, içler acısı. Ümmet, büyük bir kriz içinde ve yakın zamanda büyük bir çıkış yapması da beklenmiyor. Ancak Allah’ın bize bahşettiği güç, kısa sürede toparlanmayı sağlayacak bir kaynaktır. Temennimiz, Müslümanların bunun farkında olmasıdır.

 

Ümmetin, ümmet olamayışının en önemli sebeplerinden biri, Müslüman kimliğini parçalayan, millî, mezhebi, cemaat, tarikat ve fırka kimlikleridir. Hz. Peygamber, İslam’dan sonra hilf olmadığını söylüyor; ancak günümüzde Müslümanlar, İslam kimliklerini koruduklarını söyleyerek birbirleri aleyhine hilf olarak yorumlanabilecek bir ayrışma içindeler. Öte yandan ümmetin ciddi bir liderlik sorunu var. Bilenler de, bilmeyenler de konuşuyor. Hatta bilmeyenler daha çok konuşuyor ve bazen böyleleri ümmetin liderleri pozisyonunda olabiliyor.

 

Hz. Peygamber’in ümmeti olduğunun bilinci içerisinde, ümmetin perişan durumunun farkında olan ve bunu dert edinenlerin sayısı çoğaldıkça ümmet bu krizi aşar diye ümit ediyoruz.

 

Bir de içinde bulunduğumuz durumu şu açıdan da değerlendirebiliriz: Günümüz Müslümanları, yaşadığımız sıkıntılarla imtihan ediliyor. Yüce Allah, “(Ey müminler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler, ‘Allah'ın yardımı ne zaman!’ dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.” (Bakara 2/214) buyuruyor. Bizim de imtihanlarımızdan biri bugün ümmetin içinde bulunduğu durum, bir başka ifadeyle ümmet bilincinin darmadağınık olması. Mevcut durumu değiştirmek, bunun için mücadele etmek görevlerimiz arasındadır. Ümmetin düşmanlarıyla işbirliği yaparak ümmetten olduğunu iddia edenler, Müslümanları kandırabilirler, ama Allah’ı asla…

 

SA: Bu bağlamda sizce O’nun en büyük sünneti diye sorsak? Veya ifadeyi düzeltelim, sizin açınızdan en büyük sünneti nedir?

 

DEMİRCAN:Hz. Peygamber’in en büyük sünneti, Kur’an’ın çizdiği çerçevede iyi bir Müslüman olarak yaşamaktır. Biz genellikle sünneti, Hz. Peygamber’in bazı davranışları anlamında kullanırız. Mesela farz namazlardan önce veya sonra Allah Resûlü’nün kıldığı namazlar gibi. Evet, bunlar da sünnettir; ancak sünneti onun ortaya koyduğu Kur’anî yaşantı olarak değerlendirmek daha kapsayıcı olur. Hz. Peygamber’in ibadetleri, muamelatı, beşerî ilişkileri Müslümanlar açısından sünnettir. Kendimize, “Allah benden nasıl bir insan olmamı istiyor?” sorusunu sorduğumuzda vereceğimiz cevap Allah Resûlü’nün sünnetinden başka bir şey değildir. Zira Allah Resûlü, peygamberlik hayatı boyunca Kur’an’a göre yaşayarak bu sorunun cevabını vermeye çalışmıştır.

 

Hz. Peygamber’in sünnetinin bir yönüyle ümmetin içinde yaşamaya devam ettiğini söylememiz mümkündür; ancak eksiklikler fazladır ve Müslümanların bu hususta ciddi bilinç sorunları vardır. Öte yandan sünnetin bazı şeklî davranışlara hapsedilmesi, bu yanlış tasavvurun derin bir sorun olduğunu gösteriyor.

 

SA: Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de siyer çalışmaları daha yeni yeni belli bir kesret ve keyfiyete kavuşmaya başladı. Yeni nesil siyer araştırmacılarına neler önerirsiniz?

 

DEMİRCAN:Hz. Peygamber’in hayatı ve dönemi hakkında her yıl -çoğu İslam dünyasında olmak üzere- binlerce çalışma yapılmaktadır. Ülkemizde de son yıllarda çalışmaların sayısında ciddi bir artış olduğunu görüyoruz. Kemiyetteki bu artışın keyfiyete ne kadar yansıdığı hususunda ciddi kuşkularımız var. Bununla birlikte durumun sevindirici olduğunu söylemek iyimserlik sayılmamalı.

 

Çalışmaların temel yaklaşımı, “Hz. Peygamber’i, dönemini ve mesajını daha iyi nasıl anlayabiliriz? Hz. Peygamber’in mesajını en güzel şekilde nasıl anlatabiliriz?” sorularına cevap çerçevesinde olmalıdır. İdeolojik okumalar her zaman sıkıntılıdır ve sadece bazı görüşlerin savunulması için dayanak oluşturur; kalıcı etki bırakmaz. Genç siyercilerin belirli bir mezhebin ya da ideolojinin savunuculuğunu yapmak üzere siyeri araştırmayı hedeflememeleri, siyerle ilgili rivayetleri, geçmiş birikimimizi göz ardı etmeden ve günümüz imkânlarını kullanarak, çağdaş insana ulaştırabilecek bir metot izlemelerinin onları sağlıklı sonuçlara ulaştıracağını ümit ediyorum. Hedef, daha isabetli tasavvura ulaşmak olmalı. Başka bir ifadeyle söylemek gerekirse öncelikli görevimiz, Hz. Peygamber ve dönemi hakkında sağlıklı bir tasavvur ortaya koymak, sonra da olguları isabetli bir şekilde yorumlamak olmalıdır. Bu gayret, kıyamete kadar devam edecektir. Hiçbir çalışma bu konuda son sözü söyleyemez. Yeni bulunan yöntemler ve elde edilen veriler, yeni çalışmaları tetikleyecektir. Bunları kısır tartışmalara kurban etmemek gerekir.

 

Diğer İslamî ilimler için de söz konusu olduğu üzere, tarihin hiçbir döneminde siyer alanı nihaî hedefine ulaşmış değildir. Çalışmalar her dönemde devam edecektir; ancak yeni çalışmalar, eskileri tekrar şeklinde değil de eskiye yeni bir şeyler katmayı hedeflemelidir.

 

Aklıma gelmişken şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Hz. Peygamber hakkındaki rivayet koleksiyonu, diğer peygamberler hakkında gelen bilgilerle mukayese edilemeyecek kadar kapsamlıdır. Bu alanda çalışmayan amatör okuyucu için bazen rivayetlerin çokluğu sorun oluştursa da bir siyer araştırmacısı için söz konusu çeşitlilik, bulunmaz bir zenginliktir. Önemli olan genç araştırmacının, bu bilgileri, nerede ve nasıl kullanacağını bilmesidir.

 

Son olarak da şunu arz etmek isterim ki, Hz. Peygamber’in hayatı ve dönemi hakkında bize ulaşan en eski metin Kur’an-ı Kerim’dir. Hiçbir siyerci Kur’an’ı ihmal ederek siyer çalışamaz. Kur’an’ın bir siyer ve tarih kaynağı olarak okunması ciddi bir çaba gerektirir.

 

SA: Hocam müsaadenizle son soru; Hz. Peygamber hakkında daha yeni okumalar yapmak isteyen birine tavsiye edebileceğiniz ilk on kitap desek?

 

DEMİRCAN:Yeni okuma yapan kardeşlerimin başarılı siyerciler tarafından kaleme alınmış kitapları ve makaleleri okumalarını öneririm. Ülkemizde son yıllarda epey makale kaleme alındıysa da kitap yazımı konusunda yeterli bir seviyede olduğumuz söylenemez. Piyasadaki kitapların önemli bir kısmı siyerciler tarafından yazılmamıştır. Hatta çalışmaların önemli bir kısmının yazarı İslam Tarihçisi bile değildir. Doğal olarak bu kitaplar üzerine inşa edilen peygamber tasavvurunda ciddi sorunlarla karşılaşabilmekteyiz. Bu sebeple kitap seçimi, ciddi bir iştir. Belki de kitaptan önce yazarın birikimi ve ilmî altyapısını dikkate alarak bir seçim yapmak yerinde olur. Son yıllarda birçok kitap yazıldı; ancak ne yazık ki çoğu, birbirinin tekrarı ve hatta önemi bir kısmı -bir siyer kitabı olmaktan ziyade, siyer malzemesinin önemli bir kısmını derleyen bir kitap olan- merhum Mustafa Asım Köksal’ın kitabı esas alınarak yazılmış. Hatta günümüzde televizyonlarda program yaparak insanlara hikâyeler anlatan programcıların çoğunun kaynağı bu kitaptır.

 

Tavsiye edebileceğimiz kitapların azlığını dikkate alarak siyer alanında yazılmış olan, yaklaşık 300 makaleyi konularına göre tasnif etmek suretiyle 25 kitap halinde yayına hazırlıyoruz. Planlamamıza göre birkaç aylık sarkma meydana geldiyse de yakın zamanda yayımlanacağını ümit ettiğim bu kitapların, okuyucuların ihtiyaçlarını kısmen karşılayacağını ümit ediyorum.

 

Burada zikredeceğim liste, ne yazık ki uzun yıllardır öğrencilere tavsiye ettiğimiz kitaplardan oluşuyor; yeni kitap eklemeleri yapamamanın üzüntüsünü de yaşamıyor değilim. Önerdiğim kitapların muhtevasıyla ilgili bazı çekincelerimin olabileceği kaydıyla aşağıdaki listeyi paylaşıyorum. Ayrıca kitapları da kolaydan zora doğru bir sıralamaya tabi tutmaya çalıştığımı ifade etmeliyim.

 

  1. Martin Lings, Hz. Muhammed’in Hayatı (Müellif, siyerci olmamasına rağmen ilk kaynakları kullanarak derli toplu bir kitap hazırlamıştır.)
  2. İbrahim Sarıçam, Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı
  3. Âdem Apak, Anahatlarıyla İslam Tarihi I
  4. İmaduddin Halil, Muhammed Aleyhisselam
  5. Gazali, Fıkhussire veya Buti, Fıkhussire
  6. Âdem Apak, Ana Hatlarıyla Hz. Muhammed'in (s.a.v.) Evrensel Mesajları
  7. İbrahim Sarıçam, Hz. Peygamber'in Çağımıza Mesajları
  8. İzzet Derveze, Kur’an’a Göre Hz. Muhammed’in Hayatı
  9. Ekrem Ziya Ömeri, Medine Toplumu
  10. Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi
  11. Asr-ı Saadet Dünyası (25 kitap) (Yakında çıkacak)

 

SA:Hocam, tekrar teşekkür ediyor, hürmet ve muhabbetlerimizi sunuyoruz.

 

DEMİRCAN:Ben teşekkür ediyorum. Bilmukabele size ve değerli okuyucu kardeşlerime selam, saygı ve muhabbetler sunuyorum. Ümmetin, Hz. Peygamber’in ümmeti olmakla iftihar aşamasından, onu anlayan ve getirdiği mesajı yaşayan bir ümmet olma aşamasına tez zamanda ulaşmasını temenni ediyorum.

Röportajı Yapan: SİYER ARAŞTIRMALARI

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yenİ Çıkanlar

Bİr Söz

"Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır." (BACON)

Bİr Hadîs

“Ya âlim, ya ilim öğrenen, ya da ilim dinleyen ol. Dördüncüsü olma, helak olursun!” (Dârimî, İlim 254)

Bİr Ayet

 “Şüphesiz o zikri (Kur'an-ı Kerîm) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (HİCR-9)