Zİyaretçİ Bİlgİsİ

02754524
Bugün
Dün
Bu Hafta
Bu Ay
364
667
2827
15443

İslam Tarihi Makaleleri

  • Tabiatları gereği insanlardan birçoğu, çok sevdikleri, değer verdikleri bir büyüğe karşı gerek bakışaçılarında ve gerekse onu tanıma ve tanıtınada genellikle itidalli davranamazlar, aşırılığa düşerler.
  • Kur'an belli ölçüde onu tavsif ettiği ve yine hem kendisi, hem de onun dostları olan sahabiler tanıttığı halde, maalesef yukarıda sözünü ettiğimiz aşırılığı, Hz. Peygamber'in hayatını arılatan siyer, şemail ve delail kitaplarında da fazlasıyla bulabilmekteyiz.
  • Özellikle sahabe dönemi sonrası, Hz. Peygamber'i göremeyenlerde, gerek Hristiyan ve Yahudi mühtedfler ve zimmilerin sahip oldukları peygamber tasavvurlarının, gerekse İran ve Hint kültüründeki  mitolojik ve mistik anlayışların etkisiyle, gittikçe efsaneleştirilen, beşerüstü  bir hüviyete büründürülen bir peygamber anlayışı gelişmeye başlamıştı.
  • Bu  telakkfler, Hz. Peygamber'in ismet ve nübüwetini vahyin indirildiği, risaletin verildiği tarih ile başlatmak yerine; onun doğumundan itibaren başlatmayı, çocukluk, gençlik ve yetişkinlik dönemi de dahil, onun daima bir peygamber olduğu­nu ve bunun her yer ve zamanda yüzlerce alametinin, tezahürünün görüldüğünü isbatlamayı amaçlamıştır.
  • Bu çalışmanın amacı, Hz. Peygamber'in risalet öncesi siretini yazmak değildir. Aslında bu daha çok bir tarih çalışmasının konusudur. (Bu konuda ağırlıklı olarak tarih kaynaklanna dayalı müstakil bir tarih çalışması için bkz. Gülgün Uyar, Hz. Muhammed'in Risalet Öncesi Hayatına Dair Bazı  Rivayet Farklannın Tesbiti, basılmamış Yüksek Lisans Tezi, M.Ü.S.B.E, İstanbul, 1993.)
  • Kur'an, geçmiş bazı peygamberlerin doğum öncesi, doğum, çocukluk dönemleri vb. hallerini detaylı bir şekilde anlatmasına rağmen, yetimliği dışında Hz. Peygamber'in doğumundan ve çocukluğundan bahsetmemiştir.
  • Hz. Peygamber'in daha ana rahmindeki günlerinden itibaren farklı olduğunu, doğumuyla ve bu esnada Arap Yarımadası ve çevresinde  meydana geldiği söylenen hadiseler sebebiyle olağan üstü bir şahsiyet olduğunu, dolayısıyla onun beklenen peygamber olduğunu ima etmektedirler. Biz, Kur'an'da hiç temas edilmediği gibi, muteber hadis kaynaklarında da yer almayan bu konudaki rivayetleri ihtiyatla karşı­lamaktayız.
  • Hz. Peygamber'in sünnetli mi doğduğu, yoksa sonradan mı sünnet ettirildiği ihtilaflıdır.
  • Kaynaklarımızda anlatılan diğer bir husus da, süt annesinin yanında iken onun göğsünün yarılması hadisesidir.
  • Çocukluklarından itibaren kendilerine hikmet ve nübüvvet verilen Hz. Yahya ve Hz. İsa böyle bir ameliyat yaşamamışken, henüz peygamberliği hiç söz konusu olmayan 3-4 yaşındaki Hz. Peygamber böyle bir olayı neden yaşasın?
  • Sonra  bu dikiş izlerini, nasıl oluyor da, Hz. Aişe, Ummu Seleme, Zeyneb ve di- ğer eşlerinden birisi göremezken, sadece Hz. Enes görebiliyor? Şayet böylesi bir ameliyat sonucu, söylenildiği gibi dikiş izleri olsaydı, öncelikle gece-gündüz Hz. Peygamber ile birlikte olan müminlerin anneleri tarafından görülür ve mutlaka nakledilirdi.
  • Rivayet edilen bu olay, Hz. Peygamber'in gördüğü bir rüya veya gönlünün ferahlatılması şeklindeki manevi bir olayın sembolik anlatımının, daha sonraki raviler tarafından hakikata çevirilmiş hali olsa gerektir.
  • Hz. Peygamber'in bu dönem hatıralarından biri de, onun Mekke'deki bir şölene katılma teşebbüsüdür. Hakim'in naklettiği bu habere göre o, sürüsünü arkadaşına emanet ederek, geceleyin Mekke'deki bir düğüne katılmayı düşünmüş, ancak müzik seslerini işitecek kadar evlere yaklaştığında uyuyup kalmış ve ancak (ertesi gün) güneş ışınlarıyla uyanmış, böylece düğünü kaçırmış, buna daha sonra bir kez daha teşebbüs etmiş, yine aynı şekilde sonuçlanmıştır.
  • Yukarıdaki uyutulma ile ilgili haberin sahih sayılması halinde, bu uyuklamanın, Yüce Allah'ın onu himayesi kabilinden olduğu söylenebilirse de, söz konusu rivayeti muteber hadis kaynaklarımızdan hiçbiri nakletmemiştir.
  • Bu dönemde dikkatimizi çeken bir başka husus da, onun amcası Ebu Talib ile birlikte Şam tarafına yaptıkları ticari yolculuklarında, Rahip Bahira'nın onu görmesi ve tanıması hadisesidir.
  • Hz. Peygamber yirmi yaşındayken amcalarıyla beraber Kureyş saflarında Ficar Harbi'ne katılmıştır. Onun, bu savaşta amcalarını düşman okiarına karşı koruma dı­ şında, komuta, idare, kahramanca çarpışma vb. aktif bir görev icra etmediği söylenmektedir.
  • Hz.  Peygamber'in risalet öncesi hayatı ile ilgili anlatılan hususlardan birisi de, Kabe'nin yeniden inşası esnasında taş taşırken yaşadığı hadisedir.
  • M.  Hamidullah, Hz. Peygamber'in bu Kabe onarımında yaptığı hakemliği ve Hacerulesved'i yerleştirmesini, ondaki dini şuurun uyanışına bir sebep olarak görmektedir. Maddi durumu fevkalade iyileşen Hz. Peygamber'in bu yıllardan itibaren maneviyata yöneldiği anlaşılmaktadır.
  • Nübüvvet öncesi hiçbir peygamberin küfründen veya putlara tapmasından söz edilmemiştir. Eğer böyle birşey olsaydı, müşrikler, risaletinden sonra bu tür olayları mutlaka dile getirerek onu itham etmek, sıkıştırmak isterlerdi.
  • Hz.  Peygamber'in bu arayış döneminde görmüş olduğu rüyalar, kendisine bir hayli yardımcı olsa gerektir. Hatta Hz. Aişe'nin verdiği bilgilere göre bu rüyalar vahyin başlangıcını oluşturmaktadır.
  • Hz. Aişenin en azından o aşamadaki nebevi rüyalara vahy demesini bi-zatihi vahy olarak değil de vahy öncesi hazırlama, vahye ısındırma şeklinde anlamamız daha doğru olacaktır.
  • Aslında Hz. Peygamber'in risalet öncesi hayatına dair güvenilir daha fazla bilgilere sahip değiliz. Şayet doğumundan itibaren onda görüldüğü iddia edilen olağan üstü haller ile, onun, yerli-yabancı herkes tarafından bilindiğine dair iddialar doğru olsaydı, hayatının her anı dikkatle izlenir ve o, harikulade biri olarak şiir, destan, masal vb. edebiyata çok önemli bir konu olurdu. Oysa bugün elimizdeki bütün tarih, siyer ve meğazi vb. kitaplara baktığımızda, onun delikanlılık döneminden tam on yılı hakkında hemen hemen hiç bir malumat bulamamaktayız.
  • lşte kırk yıllık bir ömürde, onun peygamber olacağına dair herkesçe bilinen açık alametler bulunmadığı gibi, kendisinin de böyle bir iddası yoktu. Hz. Peygamber, kendisine risalet verilineeye kadar, öylesine tabii bir hayat sürmüştü ki, peygamberliğini ilan ettiğinde, müşriklerin: "O Zikr (Kur'an), aramızdan ona mı indirildi?" şeklindeki itirazlarıyla karşılaşmıştı. 
  • Hz.  Peygamber'in  risalet öncesi hayatı her yönüyle tabii, sade ve mutedil bir hayat olarak nitelendirilebilir. O, bu dönemde ticari, askeri, siyasi ve hatta dilli yönden bile, Mekke'nin ileri gelenlerinden addedilemez.
  • Öte taraftan o, kırk yıllık hayatı boyunca  vuku bulan siyasi, askeri ve hukuki olaylarda da aktif olarak bir rol oynamamıştır. Hayatının bu risalet öncesi döneminde Hz. Peygamber, ne lider konumunda bir siyasi, ne kahraman bir kumandan, ne de otoriter bir hukukçudur.
  • Tekrar ifade edelim ki, Hz. Peygamber'in, çocukluğundan gençliğine, ticaret hayatından evlilik hayatına, bireysel ilişkilerinden sosyal ilişkilerine kadar onun diğer insanlardan en önemli farkı, dürüstlüğü, güvenilirliği vb. meziyetleriyle ahlaki yönden son derece mümtaz bir mevki elde etmesidir. O, sahip olduğu ahlaki güzellikleriyle Mekke'de kendini topluma kabul ettirmiş, saygın ve olgun bir şahsiyet olarak vicdanlardaki hakettiği yeri almıştır.

Erul, Bünyamin, Hz. Peygamber’in Risalet Öncesi Hayatına Farklı Bir Yaklaşım, Diyanet İlmi Dergi [Diyanet İşleri Reisliği Yıllığı]_ Peygamberimiz Hz Muhammed (SAV) özel sayısı, 2000, 2003, sayı: Özel Sayı, s. 33-66

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yenİ Çıkanlar

Bİr Söz

"Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır." (BACON)

Bİr Hadîs

“Ya âlim, ya ilim öğrenen, ya da ilim dinleyen ol. Dördüncüsü olma, helak olursun!” (Dârimî, İlim 254)

Bİr Ayet

 “Şüphesiz o zikri (Kur'an-ı Kerîm) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.” (HİCR-9)